Alaçatı'nın batısında bulunan Karadağ adında sönmüş bir yanardağ bulunmaktadır. Bu nedenle zengin termal kaynaklara sahip olan Alaçatı'da, yağmur sularını taşımaya yarayan küçük dere yatakları bulunur.
Günümüzden yaklaşık 100 yıl önce Alaçatı'dan şarap dış ülkelere ihraç edilerek, dünyanın kaliteli şarapları arasına girer. Bu yüzden Alaçatı kiliselerinin en önemli süsleme figürleri üzüm salkımlarıdır.
Kent merkezine 4 km uzaklıkta bulunan Alaçatı yat limanının yanında 500 m. ve boylamasına 330 m. sığ alanı bulunmaktadır. Bu bölge yüzme bilmeyenler için bile, windsurf öğrenmek için ilk aşamada yeterlidir. Rüzgar sörfü klüplerinin yer aldığı Yumru Koy'un kıyıdan kıyıya uzaklığı 1900 metredir.
Antik Çağda adı "Agrilia" olan Alaçatı, Batı Anadolu tarihinde "İonia" diye anılmaktaydı, İzmir'in güneyinden başlayıp Menderes Irmağına kadar uzanan bölgenin tam merkezinde yer alır. Heredot Tarihi'nin birinci kitabında İonia hakkında şöyle yazmaktadır: "İonlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır.
Ne daha kuzeydeki bölgeler, ne de daha güneyde kalanlar İonia ile bir tutulabilir, hatta ne doğusu, ne batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kurak olur." İon kentleri Akdeniz'deki kolonilerin de kurulmaya başlamasıyla M.Ö.7. yüzyılda altın yıllarını yaşamışlardır. Bu dönemde 12 şehirden oluşan İon Birliği özellikle bilim, felsefe, heykeltıraşlık ve mimaride dünyaya yol göstermiştir. Sonraları Roma döneminde de parlak günler devam etmiş, Hristiyanlığın yayılmasında ve Bizans sanatının doğuşunda etken olmuşlardır.
Erken Osmanlı tarihinde Alaçatı "Yaya-Müsellem" köyü olarak karşımıza çıkmakta; yani fetihlerin genişlemesiyle, fethedilen yerlere iskanlarla nüfus ve asker sayısı artınca 1361 de kurulan ordu teşkilatının bir parçası : "Yaya" (piyade) ve "Müsellem" (süvari) köyü, beldeye adını da işte bu yıllarda yerleşen "Alacaat Aşireti"nden alıyor. 1830'larda Bölgenin ayanı Hacı Memiş Ağa - ki bugün adı Alaçatı'nın bir mahallesinde yaşamaktadır- depremlerle sarsılan Sakız Adası'nda yoksullaşan Rum nüfusu çeşitli işlerde çalışmak üzere bölgeye davet eder. Böylece yalnız Alaçatı değil, Çeşme, Karaburun ve Urla'nın da kaderi değişmeye başlar. Yerli nüfus harpte savaşırken, Rum gençleri bağlarda, zeytinliklerde yardımcı olmaya başlarlar.